“Siyahla beyazın arasındaki farkın kalkabileceğine inanmak”
Akşam... Bir okulun teras katı... Elinde mikrofon, bu sene lise son sınıfta okuyan (adını aklımda tutamadığım) bir genç Barış Manço’nun duygulu şarkılarından birini söylüyor:
“Gözlerimde yaş kalbimde sızı unutmadım seni
Unutamadım unutamadım ne olur anla beni...”
Sonra bir başka öğrenci, Haşim, “Samanyolu”nu söylüyor: “Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek”... Sonra bir başka grup Swahilice şarkılar söylüyor. Aralarında “Aslan Kral” filminden sözlerine aşina olduğumuz “Hakuna matata” -yani “sorun yok”- da var...
Okul Tanzanya’nın Dar us Selam şehrindeki “Feza Orta Öğrenim Okulu”. Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki bir dünyada, Fethullah Gülen hareketinin kurduğu bir okul. Yüz kadar ülkede, toplamda 100 binlerce öğrencinin okuduğu yüzlerce okuldan sadece biri... Şarkı söyleyen çocuklar da bu okulun Tanzanyalı öğrencileri...
Geçtiğimiz hafta Gülen hareketine yakınlığıyla bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın daveti üzerine, Türkiye’den bir grupla birlikte Tanzanya’da ve Tanzanya’ya bağlı özerk bölge Zanzibar’da beş gün geçirdik. Gruba kimlerin dahil olduğunu da belirteyim
(“Fethullahçı” listesi çıkaranlara da kolaylık olur!): Mete Tunçay, Asaf Savaş Akat, Murat Belge, Ali Bayramoğlu, Levent Yılmaz ve Erkam Tufan Aytav...
Beş gün sonunda ne Tanzanya doğru dürüst anlatılabilir, ne de Fethullah Gülen hareketinin dünyanın dört bir köşesine yayılmış okullaşma faaliyeti hakkında net bir bir fikir edinilebilir. Kaldı ki, hakkında sayısız değerlendirme, kitap ve tez yazılmış olan ve bir yanıyla sivil topluma dayanan ve büyük bir güce sahip bir toplumsal hareket özelliği sunan, bir diğer yanıyla devletle içiçeliği söz konusu olan ve gene bir başka yanıyla da küresel güç ilişkileri içinde yer alan bir hareket hakkında bir köşe yazısıyla hüküm vermek mümkün değil.
Genele ilişkin olarak belki şu söylenebilir: Bir “toplumsal hareket” olarak ele alındığında, bütün toplumsal hareketlerde söz konusu olduğu gibi, Fethullah Gülen hareketi ve onun okullaşma faaliyetleri de aslında heterojen bir yapıya sahiptir. Gülen hareketinde ya da başka bir harekette, hiçbir birey tek başına o hareketi temsil edemez. Harekete giren, içinde yer alan her birey hareketle birlikte varolurken, aynı zamanda hareketi dönüştürür. Hareket hiçbir zaman, harekete hakim olan genel söylemle sınırlı kalamaz. Çünkü bireyler bu genel söylemi yorumlarlar ve bu yorumlarıyla hareketin güzergahını değiştirirler, yeniden anlam kurarlar. Ve ne içeriden söylemi kuranların ne de dışarıdan kestirme yollarla yargıda bulunanların tersine, kurulmakta olan anlamın gelecekte nasıl bir içerik kazanacağını önceden kestirmek mümkün olmaz.
Yani burada derin toplumsal hareket analizlerine girilemez belki ama bu beş gün sonuda, Dar us Selam şehrinde, bu şehri adına yakışır bir biçimde “Barış Yurdu” yapabilecek bir potansiyelden ya da tecrübeden bahsedilebilir.
Bir okul düşünün; çatısı altında Dar us Selam’ın Hıristiyan ve Müslüman öğrencileri bir arada okuyorlar. Kendi dilleri Swahilice’nin yanısıra İngilizce ve Türkçe öğreniyorlar. Buna okulda çalışan öğretmenleri ekleyin; Türkiye’nin dört bir yanından, Urfa’dan, İzmir’den, Diyarbakır’dan, Adıyaman’dan, Erzurum’dan, Kırşehir’den oraya gelmişler. Hemen hepsi hem İngilizce hem Swahilice biliyorlar. Ama bir çoğu daha başka diller de biliyorlar; çünkü daha önce kimisi Moğolistan’da, kimi Kırgızistan’da, kimi Bosna’da, kimi Çeçenistan’da, kimi Rusya’da çalışmış. Her birinin bagajında, gencecik yaşlarına rağmen, dünyanın acısı, sevinci, sevgisi, gururu ve dünyanın tecrübesi birikmiş...
Yani öyle bir karşılaşma yeri ki, sadece ortalama bir Türkiyeli ve ortalama bir Tanzanyalı’nın karşılaşmasına ve bunların etkileşimine sahne olmuyor; öğretmeniyle, öğrencisiyle aynı anda sanki bütün çoğulluğuyla evrensel bir tecrübe birikiyor ve evrensel bir kültür vücut buluyor. Kırşehir’den çıkıp, yolu Dar us Selam’a varan genç adamın önünde yepyeni bir hayat başlıyor. Ve o sadece “taşralılık”la özdeşleşmiş herhangi bir şehir olarak bellediğimiz “Kırşehirli” olarak kalmıyor; içine Tanzanya’nın renkleri karışıyor. Öyle bir karışma ki, sadece Dar us Selam’’ın, Zanzibar’ın kültürünün, kültürlerinin, dillerinin öğrenilmesine değil, evliliklere de tanık oluyor. Konya’lı genç öğretmen Kenya’lı genç bir kadınla Dar us Selam’da evleniyor. Melez çocukları hem Türkiyeli hem Kenya’lı hem de Tanzanyalı olarak büyüyor...
Türkiye’de televizyonlardaki magazin programlarıyla, kısır siyaset tartışmalarıyla, futbolla, hamaset edebiyatıyla kendi içine kapanan, düşman arayan, kendi dışındaki herkesten nefret etmeye doğru evrilen ortalama vatandaşlık haline karşılık, Tanzanya’daki Türk öğretmenlerin yaşadığı tecrübe, cemaat altında, bir toplumsal hareket altında, fiilen çoğullaşarak “birey” olmanın, sınırlı kültürel havzaları ve kendini aşarak aktör olmanın ipuçlarını veriyor.
Ancak onların yaşadığı ve kendilerini aşmalarını sağlayan bu tecrübenin içinde çok önemli bir boyut var. Magazin dünyamızda ya da magazinleşmiş dünyalarımızda ağızlarda sakız olan “sevgi” boyutu bu... Ama buradaki sevgi habire “sizi seviyorum”larla süslenmiş sahte ve cıvık bir söylem değil; bizzat yaşanan bir duygu. Öğrenciyle kurulan ilişkide, “hâl dilinde” yaşayan bir duygu.
Bu duyguyu Türkçe ve Swahilice şarkı söyleyen, anaokulundan başlayıp, liseyi bitirene kadar aynı anda üç dil birden konuşan Tanzanyalı çocuklar ve gençler hissediyorlar. Uzaklardan gelmiş yeni bir “beyaz” adamın tevazunda görüyorlar.
Yüzyıllarca köle ticaretine sahne olmuş, sömürülmüş, aşağılanmış bir coğrafyada dumura uğratılmış, eli ayağı kırılmış, ürkek siyah insanın gördüğü yeni bir tavır bu. Onun derdini paylaşan, ortak olan, ona kendi dilini öğretirken, onun dilini öğrenen başka tür bir “beyaz” insanın tavrı. Belki de Kırşehirli, Erzurumlu genç öğretmenin, kendi yurdunda maruz kaldığı seçkinci ve aşağılayıcı bir zihniyet karşısında yaşadığı “ötekilik” duygusunun getirdiği tecrübe, onu küresel dünyanın “ötekisi” Afikalı çocuğa daha da yakınlaştırıyor, onunla empati kurduruyor; ikisi arasında kurulan ilişki daha başından itibaren “eşitler” arasındaki bir ilişki olarak kuruluyor. Kırşehirli, Adıyamanlı öğretmenin “eşitlik” arayışı Tanzanyalı çocukla beraber sonuç veriyor.
Bu yüzden Tanzanya Savunma Bakanı’nın (eski Milli Eğitim Bakanı) söylediği gibi, bu insanları gördükçe “siyahla beyazın arasındaki farkın kalkabileceğine inanmak” mümkün oluyor...
FERHAT KENTEL - Gazetem.net
insanların düşünmesine de engel olan bir eğitim ve medya var. İnsanların düşüncesi yasaklanmış vaziyette. Biz insanların düşünmesinin önünü açmak istiyoruz. Düşünmek, soru sormakla başlar.
Ahmet Altan
Ahmet Altan
26 Şubat 2007 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)












Hiç yorum yok:
Yorum Gönder